Bir ilmi en güzel ve doğru §ekilde öğrenmek için, o ilim hakkında erbabınca yazılmı§ eserleri tetkik etmek en isabetli yoldur. Şüphesiz tasavvuf için de bu böyledir. Tasavvufa ait, özellikle erken dönem eserlerin büyük bir kısmının Arapça veya Farsça olması, günümüz insanlarının, onlardan yeterince yararlanmasına engel tqkil etmektedir. Yanlış anlaşılmaların önüne geçebilmek için, tasavvuf klasiklerinin Türkçe’ye kazandırılması bir zaruret haline gelmiş bulunuyor. Bu düşünceyle olsa gerek, değerli ilim adamlarımız tarafından, Kuşeyri’nin Risale’si, Gazali’nin İhya’sı, Hucviri’nin Keifu’l-Mahcub’u, Kelabazi’nin Taarrufu, Nesefi’nin İnsan-ı Kamil’i, Necmüddin Kübra’nın üç risalesi, İbn Haldun’un Şifaü’s-Sail’i, Serrac’ın Luma’ı, Sühreverdi’nin Avarifi, İmam Rabhani ve Cüneyd-i Bağdadi gibi zatların Mektubdt’ları vb. tasavvuf klasikleri, Türkçe’ye tercüme edilmişlerdir. Diğerlerinin de zamanla tercüme edileceklerine inanmaktayız.

Bu çorbada bir tuzumuzun olması düşüncesiyle biz de Muhasibi’nin er-Ri’aye’sini tercüme etmeye karar verdik. Daha sonra Türkiye’de tasavvuf sahasında çalışan akademisyenlerle yapılan bir toplantıda, toplantı başkanı Prof. Dr. Mustafa Tahralı Bey, birkaç tasavvuf klasiğinin tercümesini yapan Prof Dr. Süleyman Uludağ Bey’den, Ebu Talib el-Mekki’nin Kutu’lKuli’ib’u ile er-Ri’aye’den birini tercüme etmesinin arzulandığını söyleyince, hem er-Ri’aye’nin tercümesini bitirmek üzere olduğumuzu söyledik, hem de bu işe girişmekle isabet ettiğimizi anladık.

 

Abdülhakim Yüce – El Muhasibi Er Riaye – Kalp Hayatı-1

MÜELLİFİN GiRİŞİ
Bütün sözlerden, istek ve heveslerden önce, Allah’a hamd ederim. Çünkü, Allah’ın hamdı ve zikriyle başlamayan her mühim iş, bereketsiz, neticesiz ve havada kalmaya mahkumdur. Hz. Peygamber’den de bu şekilde rivayet edilmiştir. Hamd, evvel ve kadim olan ve daha sonra yok olmayacak Allah’a mahsustur. Bu sıfat O’ndan başka hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi, O’ndan başka hiç kimseye de yakışmaz. Çünkü O var ve bir idi; O’nunla beraber hiçbir şey de yoktu. Sonra hiçbir asli madde olmaksızın eşyayı yaratmaya başladı. Çünkü O’nunla beraber kadim hiçbir şey yoktu. Dilediği gibi eşyayı yarattı; inşa ve takdir etti. Mahlukatın idaresinde hiçbir ortağı bulunmamaktadır. O’nun dışında her şey, O’nun kulu ve mülküdür. Bizi, kendi fazlı, nimeti ve sayısız kerem ve cömertliğiyle yarattı. Layık olduğu, zatının keremi ve celalinin izzetine yakışır bir şekilde, O’na hamd olsun. O’ndan hidayet ve yardım diler, O’na dayanırız.

Peygamberi olan Hz. Muhammed’ e ve aline salat ve selam olsun. Ben, sorularına cevap vermeden önce seni, güzelce dinlemeye teşvik etmek istiyorum. Allah’ın hakkına riayet etme ve onu yerine getirme konusunda vereceğim cevaplara iyice kulak ver! Umulur ki, Allah seni yararlanmaya muvaffak eder. Nitekim Allah kitabında, “Kim, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu şekilde dinlerse bu kendisi için bir öğüt, yani uyarıcı olur.” diye haber vermektedir. Allah bir kulu için bir şey takdir etmişse, o öyle olur ve haber verdiği gibi ona ulaşır. Allah şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki bunda, kalbi olan (tefsirde: aklı olan denilmiştir) yahut şahid olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır.” (Kaf, 50/37). Mücahid “Kalbiyle şahid olmak.”kişinin kendi nefsiyle konuşup düşünceye dalmaması ve konuşulan şeyin farkında olması, manasına geldiğini söyler.

 

PDF DOSYASINI İNDİR