Kitabı PDF olarak BURADAN İndirebilirsiniz.
Yeryüzünde günlük hayat, gün doğmadan başlar. Şebnemlerin oluşmasından, tomurcukların açılmasına, kuşların ötüşünden, nesimin esmesine varıncaya kadar hemen bütün varlık kendilerine mahsus dilleriyle gün doğmadan külli bir zikir hâlkasına otururlar. Zira bu saatler baharın başlangıcına, insanın rahmi madere düştüğü döneme, yer ve göklerin altı günlük yaratılış serencamesinin birinci gününe benzer, onları hatırlatır ve onlardaki şuunat-ı İlahiyeyi ihtar eder. İnsan da, diğer varlıkların cibilli bir şekilde kurmuş olduğu zikir hâlkasına, şuurlu bir şekilde iştirak eder ve başta namaz olmak üzere değişik zikir ve aktivitelerle güne başlar.

https://youtu.be/6RDYzRHR_ls
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de güne sabah namazı ile başlardı.

Namazdan sonra her gün, güneş belli bir yüksekliğe çıkıncaya kadar önce tesbihatını ve o vakte ait mutad evradını yapar, sonra yüzünü ashabına dönerek bağdaş kurar ve ashabıyla sohbet ederdi. Bu sohbetler sırasında gündelik konulardan, tarihî hatıralara, rüya tabirlerinden, imana hizmet konularına, sorulara cevap vermekten, sıkıntısı olanların sıkıntısını gidermeye varıncaya kadar beşeriyetin gereği olan birçok mesele konuşulurdu. Yani ibadet hâlkasından hemen sonra tam bir ilim ve irfan hâlkası kurulurdu.
Kuşluk namazı kılındıktan sonra oradan bir yere gidilmeyecekse Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) eve döner ve evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorardı. Şayet yiyecek bir şey varsa kahvaltı yapar yoksa “Öyle ise oruçluyum.” der o günü oruçlu geçirirdi. “Bir şey var.” denildiği zamanlarda var olan şey genelde süt, hurma, bir kaç dilim kuru arpa ekmeği vb. şeylerden ibaretti. Yani evlerinde ne bulurlarsa onu yerler, yemekler arasında ayırım yapmazlardı.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) öğleden önce bir süre dinlenirdi.
İbn Abbas’ın rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Gündüz orucuna sahur yemeğiyle, gece ibadetine ise öğle uykusuyla (kaylûle) yardımcı olun! derdi.
Normal bir ömür yaşamış her hangi bir insanın hayatından yirmi dört saatlik kısa bir dilimi, yani ‘bir gün’ü anlatmak, o kişiyi tanıtma adına ciddi yetersizlikler taşır. Zira yaşanan günlerin he- men hiçbiri diğeriyle aynı değildir. Hele o kişi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi,

– gökler ötesi âlemle sürekli irtibat hâlinde,

– manen sürekli yükselen,

– her biri ayrı bir heyecan verici ve hayatı yeniden inşa edici vahiyler alan,

– bütün insanlığın dertlerine derman olmakla görevlendi- rilmiş,

– her yönü hikmet dolu bir aile reisi olan,

– can dostlarının yanı sıra azılı düşmanları da bulunan, – yüzü daha çok ahirete dönük,

– engin bir ibadet hayatı yaşayan,

– bütün insanlık arasında bütün güzellikleriyle zirveyi tu- tan, müstesna bir zat ise (ve konu kısa sayılabilecek bir maka- le çerçevesinde ele alınacaksa) iş daha da zorlaşacaktır. Ancak Efendimiz’in hayatı hemen her günü ile tespit edildiğinden bu zorluk kısmen hafiflemektedir.

Okuyucunun kolay anlamasını sağlamak ve Efendimiz’in bir gününü bütünüyle ele almak için girişte şöye bir yöntem izlemeyi uygun gördük:

Günü belli dilimlere ayırıp, söz konusu ettiğimiz zaman dili- minde Efendimiz’in işlediği fiilleri, sahih kaynaklar ışığında ele alarak ortaya koyduk. Asr-ı Saadet ve sonraki dönemlerde günler daha çok cami etrafında ve namaz merkezli geçtiğinden, günü namaz vakitlerinin sayısınca beşe böldük. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve o çizgide gidenlerin hayatında gecenin ayrı bir önemi olduğundan onu da ayrı bir zaman dilimi olarak ekledik.
Kitap:Efendimiz’in Bir Günü

Yazar:Prof. Dr. Abdulhakim Yüce

Yayın Evi:Işık Yayınları

Not:Kitabı kitapçılarda bulamazsınız.